|
 |
 |
Okunma |
|
1389 |
İdeal olan bir kişinin gebelik öncesi bir jinekologa gidip muayene olması ve sonrasında bilinçli şekilde gebe kalmasıdır. Ancak maalesef pek az bayan gebelik öncesi biz hekimlere gelip muayene olmaktadır.
Normal
bir gebelik izlemindeki haftaları ve takiplerde yapılması gereken
tetkikleri gebelik haftalarına göre aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
GEBELİK İZLEMİ (ÖZETTİR, DETAYLI ŞEKLİ DAHA AŞAĞIDADIR)
İlk vizit: 6-8. hafta Öncelikle
kanda yapılan β-HCG veya idrarda gebelik testlerinin pozitif oluşu ile
gebelik tanısı konulur. İlk gebelik vizitinde anne adayları adeta bir
check-up’tan geçirilirler.
• Ultrason (tercihen vajen içinden) • Kan grubu, Rh • Tam kan sayımı • Kan biyokimyası • TORCH taraması • Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı • Servikovaginal smear testi (PAP smear testi) • Kanama profili • Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması
2. vizit: 10-13. hafta • Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT) • I. Trimester tarama testi
3. vizit: 16-18. hafta • Ultrason (anomali taraması) • II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test) • Amniyosentez (gerekirse)
4. vizit: 22-24. hafta • Ultrason (anomali taraması) • Servikal kültür ve fresh testleri.
5. vizit: 24-28. hafta • Tam kan sayımı • Tam idrar tetkiki • 50 gram glukoz yükleme testi • 28. haftada İndirekt Coombs Testi (kan uyuşmazlığı olanlarda)
6. vizit: 32. hafta • Genel ultrason değerlendirmeleri
7. vizit: 34. hafta • Genel ultrason değerlendirmeleri
8. vizit: 36. hafta • Genel ultrason değerlendirmeleri
9. vizit: 38. hafta • Ultrason (gerekirse biyofizik profil) • NST (Non-Stres Test) • Doppler ultrasonu (gerekirse) • Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti Hbs, HCV, HIV, gerekirse TORCH testleri tetkikleri tekrarı
39-42. haftalar arası izlem • Ultrason (gerekirse biyofizik profil) • NST (38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra 3 günde bir) • Vajinal muayene (tuşe) • Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir ve günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir.
40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek değerlendirilmesinde yarar vardır.
42. haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak doğum başlatılmalıdır.
GEBELİK İZLEMİ ( DETAYLI ŞEKLİYLE)
İlk vizit: 6-8. hafta
En sık tahlillerin istendiği dönem ilk vizittir. Bu dönemde anne adayları, daha önceden bildikleri veya bilmedikleri hastalıklar açısından adeta bir check- up’tan geçirilirler.
• Ultrason Ultrasonda
düzgün gebelik kesesi içinde kalp atım hızı 100/dk’nın üzerinde olan
embriyo ile embriyoyu besleyen keseyi (yolk sac) görmek mümkündür.
Ultrasonda
ayrıca rahimde myom, yumurtalıklarda kist türü her hangi bir kitlenin
varlığı araştırılır. Cerviksin (rahim ağzının) uzunluğu ve şekli de
değerlendirilir.
Bu gebelik haftalarında vajen içinden
(transvajinal yolla) yapılan ultrason karından (transabdominal)
yapılana göre daha net bilgi verir ve tercih sebebidir.
Transvajinal
yolla yapılan ultrasonda son adet tarihine göre 5 hafta 4 günlükken,
transabdominal yolla yapılanda ise 6 haftalıkken bir embriyo ile kalp
atımlarını görmek mümkündür.
• Kan grubu, Rh Gebenin kan grubu Rh negatif, eşinin kan grubu Rh pozitif olması durumunda “Kan uyuşmazlığı” (Rh/rh) durumundan bahsedilir.
Anne rahmindeki bebeğin kan uyuşmazlığından etkilenip etkilenmediğini anlamak için ise “İndirect Coombs testi” yapılmalıdır.
İndirect
coombs testi negatif olan gebeler, kan uyuşmazlığına bağlı bebekte bir
etkilenme durumunun olmadığı anlaşılarak takibe alınırlar. 28.haftada
tekrarlanan İndirect coombs testi negatifliğinin devamı durumunda
bebeği son aylara kadar kan uyuşmazlığından korumak için “Anti D
Immunglobulin” enjeksiyonu yapılır.
Yine, kan uyuşmazlıkları
olan gebelerde doğumdan sonra bebeğin kan grubuna bakılır. Kan grubunun
Rh pozitif olması durumunda anneye yapılan Anti D Immunglobulin
uygulaması tekrarlanır.
Anne adayı kan grubunun Rh negatif, baba
adayınınkinin ise Rh pozitif olması dışındaki tüm olasılıklarda kan
uyuşmazlığı söz konusu değildir.
• Tam kan sayımı Tam kan sayımı ile gebeliğin başlangıcında herhangi bir “kan eksikliği (anemi)” durumunun varlığı araştırılır.
Kan
eksikliği demir eksikliğine bağlı olabileceği gibi Megaloblastik anemi,
Pernisiyöz anemi, Orak hücreli (Sickle cell) anemi, Thalesemi
durumları, maligniteler ve bazı sistemik rahatsızlıkların bir belirtisi
olarak da karşımıza çıkabilir.
Ülkemizde özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde Thalesemiye (Akdeniz anemisi) bağlı anemiler sıklıkla görülmektedir.
“Anemi” ile ilgili detaylı bilgi almak için tıklayınız >>>
• Kan biyokimyası: Açlık kan şekeri (AKŞ), Üre (BUN), SGOT, SGPT, Kreatinin Karaciğer
ve böbrek hastalıklarının gebeliğin hemen başlangıcında tespiti takip
açısından önemlidir. Nitekim gebelikte bu organların yükleri de
artacaktır.
İleri derecede böbrek veya karaciğer
problemlerinde gebelik sonlandırılabilir. Özellikle şeker hastalığı
(diabet), yüksek tansiyon (hipertansiyon) gibi sistemik
rahatsızlıkların varlığında bu testlerin önemi artar. Bu durumlarda
hekimler ek olarak bazı testler de isteyebilir.
• TORCH taraması: Toksoplasma, Rubella (Kızamıkçık), CMV (Sitomegalovirüs), Herpes Tip 2 enfeksiyonları Ig M ve Ig G antikorları taranır.
Bu
tür enfeksiyonlar gebelik harici dönemlerde geçirildiğinde her hangi
bir problem oluşturmazken gebeliğin özellikle ilk üç ayında
geçirildiğinde bebekte bir takım sakatlıklara yol açabilir.
Toksoplasma
özellikle kedi ve köpek dışkıları bulaşmış yenilen gıdalardan alınır.
Özellikle çiğ et ve iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler Toksoplasma
parazitinin geçmesinde rol oynar. Gebeliğin başında yapılan antikor
tarama testlerinde Ig M ve Ig G antikorlarının her ikisinin de negatif
olması durumu vücudun toksoplasma paraziti ile hiç karşılaşmadığını
gösterir. Bu durumda gebeliğin sonuna dek toksoplasmadan korunma
şarttır.
Toksoplazmadan korunmak için kedi, köpek cinsi
hayvanlardan gebelik süresince uzak durmak, eğer evde besleniyorsa
aşılarını yaptırmak, yenilen etleri iyi pişirmek, çiğ et yememek, yemek
öncesi elleri iyi yıkamak ve meyve-sebzeleri bolca suyla yıkamak
gereklidir.
Ülkemizde çiğ et tüketimi alışkanlığının yaygın
olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, toksoplasma
enfeksiyonları daha sıklıkla görülmektedir.
Rubella
(Kızamıkçık), CMV (Sitomegalovirüs), Herpes Tip 2 enfeksiyonları ise
daha çok hasta kişilere temas yoluyla bulaşan rahatsızlıklardır.
Özellikle Rubella (kızamıkçık) mikrobu ile gebeliğin ilk üç ayında
karşılaşıp hastalığı geçiren kişilerde gebelik kesinlikle tahliye
edilmelidir.
• Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı İlk
vizitte yapılan idrar tahlilleri böbrek fonksiyonlarının indirekt bir
göstergesi olduğu gibi gizli veya aşikar idrar yolu enfeksiyonu
varlığını konusunda da bilgi verir.
İlk aylardaki idrar yolu
enfeksiyonları gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları arttırır, idrarda
yanma ve/veya kasık ağrılarına neden olabilir.
Son aylardaki gizli veya aşikar enfeksiyonlar ise erken doğum sancılarına sebep olabilir.
• Servikovaginal smear testi (PAP smear testi) Gebelikte
salgılanan hormonlar neticesinde rahim ağzı (cervix) kanserlerinde
artış meydana gelmektedir. Bu nedenle gebelere ilk aylarında smear
testi uygulanarak böyle bir durumun varlığı araştırılmalıdır.
Ülkemizde
gebelerin pek çoğu yanlış bir inanışla bebeklerine zarar geleceğini
düşündüklerinden bu tür bir işlemi kabul etmezken doktorları da ilk
ayında hastalarını muayeneden korkutmak istemedikleri için genelde bu
işlemi ihmal ederler.
• Kanama profili Kanama profili testleri içinde aPTT, PTT, INR, Fibrinojen, Trombosit sayımı vardır.
Hem
normal doğum hem de sezaryen kanamalı bir işlemdir. Gebelerin “kanamaya
yatkınlıkları” ilk vizitte belirlenmelidir. Ayrıca hastaların kendi
ifadelerinden önceden olan kanamaya yatkın bir durumlarının olup
olmadığı sorgulanır.
Özellikle bir takım kalp hastalıklarında
bazı hastalar kanamayı engelleyici hap veya iğneleri kullanmak zorunda
olabilirler. Bu tür durumların varlığında gebelikteki izlemler
arttırılır ve doğum öncesi bazı önlemler önceden alınır.
• Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması Hepatit
B için HbsAg ve Anti Hbs, Hepatit C için Anti HCV, AIDS için ise Anti
HIV testleri yapılarak her hangi bir taşıyıcılık durumunun olup
olmadığı araştırılır.
Bu tür viral hastalıklar cinsel ilişki,
kan veya doğum yoluyla bulaşır ve genelde kişilerde uzun bir süre
taşıyıcılığa (portörlük) sebep verebilirler.
Taşıyıcı
(portör), “hasta olmadığı halde hastalığı bulaştırabilen” demektir. Bu
kişilerin vücutlarında barındırdıkları virüsler gebelik sırasında
plasenta yoluyla bebeğe geçmesine rağmen bebekte her hangi bir
sakatlığa neden olmazken, yenidoğan bebeklerin immün direnci
(bağışıklığı) yetişkinlere göre daha az olduğu için bebeklerde doğumdan
sonra bazı problemlere yol açabilirler. Bu problemler bebeklerde
hastalığa yakalanma veya hastalığı taşıma şekillerinde olabilir.
Hepatit
B taşıyıcı annelerin bebeklerine doğum sonrası aşı ile serum uygulaması
yapılır ve belirli aralıklarla aşı tedavisi devam eder. Bu şekilde
bebeğin aktif olarak bağışıklanması sağlanır. Ancak maalesef Hepatit C
ve AIDS virüsünü taşıyan gebelerin doğan bebekleri için hastalıktan
koruyucu etkin bir tedavi günümüzde bulunmamaktadır.
2. vizit: 10-13. hafta • Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT)
Bu
haftalar arasında fetusun anatomik organları ve büyüklüğü
değerlendirilir. Ayrıca ulrasonla ense kalınlığı (Nuchal Translucency,
NT) ölçülür (Yandaki resim).
Ense kalınlığının uygun ölçümün
yapılabilmesi için fetus son adet tarihine göre 11 ile 13 hafta 6 gün
arasında ve baş-popo mesafesi 45-84 mm arasında olmalıdır.
Ense
pilisinin kalınlığı; Trizomi 21 (Down sendromu, mongolizm), Trizomi 18
gibi kromozomal bozukluklarda ve bebeğin özellikle kalp gibi bazı
organların problemlerinde artar. Bu artışın nedeni bebeğin ense
bölgesindeki sıvı birikimidir (ödem) ve bunu ultrasonla yakalamak
mümkündür.
Normal olarak bebeğin ense kalınlığı gebelik haftası
ilerledikçe artar. Genel olarak 3 milimetrenin üstü patolojik kabul
edilir ve bu durumda fetus özellikle “Down sendromu” açısından ileri
değerlendirmeye alınır.
Ense kalınlığı ölçümü, son yıllarda gebelik takiplerine girmiş bir yöntemdir. Ayrıca yapılması belirli bir deneyimi gerektirir.
• I. Trimester tarama testi (İkili test) Son
on yılda dünyada, son 4-5 yılda da ülkemizde yaygınlaşan ilk trimester
tarama testinin amacı Down sendromunun erken gebelik haftalarında
yakalanmasıdır.
Son adet tarihine göre 9-13. gebelik haftaları
arasında uygulanan testte anne adayından kan alınarak serbest β-HCG ve
PAPP-A biyokimyasal değerlerine bakılır.
Down sendromunda anne
kanında, serbest β-HCG değerleri normalin iki katı yüksek iken PAPP-A
değerleri normalin 2.5 da biri (%40’ı) kadardır. “İkili test” olarak
anılan işlemde her iki biyokimyasal değer bilgisayar programında
değerlendirilir ve ortaya bir risk oranı çıkar. Risk oranının 1/250’nin
üzerinde olması Down sendromu açısından ileri tetkiki gerektirir.
Testin
pozitif olması durumunda yapılması gereken ileri aşama, “koryon villüs
biyopsisi” adı verilen plasentanın bebeğe ait kısmından küçük bir parça
alınarak kromozom açısından analizi ile teşhisin sağlanmasıdır.
Son
yıllarda ikili teste eklenen “Nuchal Translucency (NT, ense kalınlığı,
ense pilisi kalınlığı)” ölçümleri ile birlikte değerlendirilmesiyle
test “üçlü test” adını almıştır.
3. vizit: 16-18. hafta • Ultrasonda; fetus bir bütün olarak anomali taraması açısından değerlendirilir.
• II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test) Üçlü
test uygulamasındaki amaç; bebeğe ait özellikle Down sendromu, Trizomi
18 gibi kromozom bozuklukları ile birlikte “Nöral tüp defektleri” adı
verilen bir takım anomalileri taranmasıdır.
Üçlü test; gebeliğin
16-19. haftaları arasında anne kanından alınan örnekte β-HCG, alfa feto
protein (AFP) ve bağlanmamış estriol (uE3) denilen üç biyokimyasal
maddenin ölçümü ile yapılır. Bu ölçümler gebelik haftasına göre annenin
yaşı, vücut ağırlığı, ırkı, annede diyabet olup olmaması, sigara içip
içmediği, öyküde önceki gebeliklerin özellikleri ile birlikte
değerlendirilir. Büyümekte olan bebekte olabilecek nöral tüp defekti ve
bazı kromozomal anormalliklerle (Down sendromu ve trizomi 18)
karşılaşılma riski hesaplanır.
Üçlü test bir tanı testi değil
“tarama testi (screening test)” dir. Testin amacı bebek ve anne
açısından riskli yöntemleri kullanmadan bebekte olabilecek anomali
riskini saptamaktır. Eğer test sonucunda risk belirli bir düzeyin
üzerinde çıkarsa (genel olarak 1/270 den fazla olması durumunda)
“amniyosentez” adı verilen işlem yapılarak kesin tanı konulur. Yani
amniyosentez bir “teşhis testi (diagnostic test)” dir.
Amniyosentez
işleminde anne karnından ince ve uzun bir iğne yardımıyla amniyon
sıvısı alınır. Tecrübeli ellerle yapıldığında oldukça ağrısız ve bebek
için riskleri azdır.
Alınan sıvıda bebeğe ait dökülen canlı
hücreler vardır. Bu hücreler özel bir kültür ortamında bekletilerek
üretilir. Üretilen hücreler belli bir safhada toplanılarak kromozomları
ayrıştırılır ve mikroskop altında görüntülenerek kromozomlar analiz
edilir.
Kromozom analizinde görüntülenen hücreler direkt
bebeğe ait olduğu için bebeğin kromozom yayılımını gösterir. Bu şekilde
bebeğe ait kromozomlarda olan problemler rahatlıkla görülebilir ve aynı
zamanda sex (cinsiyet) kromozomlarının incelenmesiyle bebeğin cinsiyeti
de ortaya çıkar. Aşağıdaki resimde amniyosentez işleminin yapılışını
görmektesiniz. 
Karından bir ince iğneyle ultrason eşliğinde amniyon kesesine girilir.

Yaklaşık 20 cc amniyon sıvısı enjektör ile aspire edilerek genetik laboratuara gönderilir.
Nöral tüp defektleri (NTD) bebeklerde görülen anomaliler (bebekteki
kusurlar) arasında ilk sıraları almaktadır. Birkaç ayrı türü vardır.
Bunlardan biri bebeğin beyin dokusunun bir bütün olarak gelişmemesidir,
“anensefali” adı verilen bu en ağır şekli ölümcüldür.
Nöral
tüp defektlerinin diğer türleri ise omurilikle ilgilidir. Omurilik
gelişirken onu çevreleyen omurga kemiklerinin tam kapanmaması sonucu
omurilik dokusu bebeğin sırtındaki bir yarıktan dışarıya çıkar; bu
duruma “spina bifida” denilir. Dış etkenlere çok hassas olan bu sinir
dokusu zamanla zedelenir ve bebek belli bir seviyenin altında sinirsel
fonksiyonlarını yapamaz. Sonuç olarak bebek açısından yine ölümcül
olabilecek bir doğumsal anomalidir. Hafif şekildeki spina bifidalarda
doğum sonrası bir takım operasyonlarla düzelme şansı vardır.
Bu
anomalilerde açıkta kalan dokudan “alfafetoprotein” (AFP) amniyon
sıvısına, buradan da anne kanına geçer. Anne kanından yapılan testlerde
bu gebelerde normal gebelerden daha yüksek miktarlarda alfafetoprotein
saptanır.
Spina bifidalı gebeliklerin % 85'i bu test ile
yakalanabilmektedir. Ancak test yapılan gebelerin %3-4'ünde her şey
normal olmasına rağmen yüksek sonuç verebilmektedir. Bu nedenle tek
başına test sonuçlarıyla tanı konmamaktadır.
Üçlü testte AFP
yüksek ise ayrıntılı ultrason ile beyin dokusu ve omurgalar
değerlendirilir. Ultrason ile saptanamayan bir durum varlığında
amniyosentez yapılarak amniyotik sıvıdaki AFP miktarı ölçülerek kesin
tanı konulabilir. Ayrıca amniyon sıvısındaki “asetilkolin esteraz
enzimi”nin miktarına da bakılabilir.
AFP değeri yüksek fakat
amniyosentezde ve ayrıntılı ultrasonografide anomali saptanmayan
gebeliklerde, bebeğin büyüme ve gelişmesinin daha yakın takip edilmesi
önerilmektedir.
Anne kanında yapılan üçlü test ile Down
sendromu ile birlikte trizomi 18 riski de hesaplanabilmektedir. Down
sendromlu bebekte normalde iki tane olması gereken 21. kromozom üç
tanedir.
Trizomi 18’de ise aynı problem 18. kromozomdadır.
Trizomi 18’li bebekler yaşamla bağdaşmaz ve genel olarak anne karnında
veya doğumdan hemen sonra ölürler. Trizomi 18 görülme sıklığı Down
sendromuna göre oldukça azdır.
Down sendromu (Trizom 21,
mongolizm) yaklaşık olarak 850 doğumda bir görülür. Tedavisi olmayan bu
kromozom anomalisinde fiziksel ve zeka geriliği olan bebekler söz
konusudur.
Down sendromu görülme şansı yaşa bağımlı olarak
artar. Özellikle 35 yaşın üzerinde risk önemli bir boyuta ulaşır. Ancak
tüm Down sendromluların %25-35’i yalnızca 35 yaş üzeri gebelik ürünü
iken %70-80’e varan oranlarda genç gebeliklerdedir. Üçlü testle Down
sendromlu bebeklerin %60'ına yakını (%5 yalancı pozitiflikle)
yakalanabilmektedir.
Son yıllarda üçlü testin Down sendromu
yakalama şansını daha da arttırmak amacıyla teste kandaki “İnhibin A”
adı verilen biyokimyasal değerinin de ölçülüp eklenerek testin “dörtlü
test” şekline dönüşmesi için yapılan çalışmalar umut vericidir.
Down
sendromu riski yüksek çıkmış gebeliklerde kesin tanıyı koyabilmek için
anlatıldığı şekilde genetik amaçlı amniyosentez yapılması gereklidir.
Üçlü tarama testinin asıl amacı yaşamla bağdaşabilen ve ömür boyu zeka
geriliği ile giden Down sendromlu bebekleri yakalamaktır. Amniyosentez sonucu yakalanan Down sendromlu bebekler çıkarılan sağlık kurulu kararlarıyla tahliye edilirler.
Üçlü
test ile diğer bazı anomalileri de saptamak mümkündür. Bebeğin karın
duvarı anomalilerinde (gastroşizis, omfalosel), böbrek anomalilerinde
de test sonuçları yüksek çıkabilir. Bu nedenle üçlü testte artmış risk
saptanan gebelere amniyosentez yapmadan önce tüm bu anomaliler
açısından ayrıntılı ultrasonografik değerlendirme (II. basamak
ultrasonografisi) yapılmalıdır.
4. vizit: 22-24. hafta • Ultrasonda; servikal (rahim ağzı) uzunluk ve şekli ölçülür. Bebek özellikle kalp, beyin ve diğer iç organlar açısından değerlendirilir.
• Servikal kültür ve fresh testleri Gizli
vaginal enfeksiyonları araştırmak için yapılır. Gebelikte özellikle
düşen hücresel tip vücut direnci nedeniyle “fırsatçı enfeksiyonlar”
olarak tabir edilen bazı vaginal enfeksiyonlar gelişebilir. Bunların
başında özellikle mantar enfeksiyonları (candida), yanısıra Trichonomas
ve Gardnerella enfeksiyonları da sayılabilir.
Genel olarak
tedavi edildikten sonra nüks eden bu rahatsızlıklar ilerleyen gebelik
haftalarında tekrar tekrar tedaviye gerek duyabilirler.
5. vizit: 24-28. hafta • Tam kan sayımı Anne adayının kan sayımı yapılarak gebeliğin bu ilerleyen haftalarında aneminin gelişip gelişmediğine bakılır.
• Tam idrar tetkiki İdrarda
gizli enfeksiyonların varlığı araştırılır. Özellikle gebelerde her
hangi bir şikayet oluşturmaksızın yalnızca idrar tahlillerinde bakteri
ve lokosit görülmesi ile karakterize gizli idrar yolu enfeksiyonları
(asemptomatik bakteriüri) erken doğuma ve böbrek enfeksiyonlarına
(pyelonefrit) neden olabilir.
Tam idrar tetkikinde böyle bir
durum saptanırsa idrar kültür-antibiyogram testi yapılarak üreyen
mikroorganizmanın türüne göre antibiyotik başlanmalıdır.
• 50 gram glukoz yükleme testi Bu
gebelik haftasında kişilere sabah aç karınla 50 gram toz glukoz
sulandırılarak içirilir ve bir saat sonrasında tetkik için kan alınır. Alınan
kan örneğinde kan şekeri değerinin 140 mg/dl ve üzerinde olması
durumunda test pozitif olarak kabul edilir ve bu gebelerde bir gün
sonra 100 gram standart glukoz tarama testine geçilir.
Bazı
gebeler bu oldukça tatlı olan bu suyu içmede problem yaşayabilirler,
örneğin bulantı ve kusmaları olabilir. Bu durumda laboratuara giderken
yanlarında “limon” götürüp tatlı suyun içine sıkmak suretiyle
şikayetleri genel olarak giderilecektir.
100 gram standart
tarama testinde bu kez gebelerden sabah aç karınla kan alınır ve hemen
sonrasında 100 gram toz glukoz sulandırılarak içirilir. İçimden 1 saat,
2 saat ve 3 saat sonra tetkik için kan alınır. Böylece açlık kan şekeri
ile birlikte toplam 4 ayrı kan şekeri değeri elde edilmiş olur. Bu 4
değerden 2 veya daha fazlasının standart değerlerin üzerinde olması
durumunda gebeler ”gestasyonel diabet (gebeliğe bağlı diabet, gizli
şeker hastalığı)” teşhisi alarak kalori kısıtlaması amacıyla
diyetisyene konsultasyona gönderilirler.
Gestasyonel diabeti
olan gebelere diyetten kalori kısıtlaması yapılmazsa annenin kan şekeri
değerlerinin genel olarak yüksek olmasının bir sonucu olarak; bebeğin
normalden iri olması, doğumun zor olması, amnios suyunun normalden
fazla olması ve buna bağlı erken doğum riskleri gibi durumlar
oluşabilecektir. Ayrıca doğan bebeklerde doğum sonrası kan değerlerine
bağlı metabolik sorunlar meydana gelebilecektir.
Normale göre iri bebekler (makrozomi) halk arasında “tosuncuk” olarak tabir edilirler.
• İndirekt Coombs Testi Bu
haftada yalnızca kan uyuşmazlığı olan gebeler yeniden İndirekt Coombs
testine bakılarak değerlendirilir, sonuç negatif ise bebeğin
etkilenmediği anlamına gelir. Bu durumda gebeliğin sonuna kadar
etkilenmeden (immünizasyon) korumak amacıyla gebeye “Anti D
Immunglobulin” iğnesi yapılıır.
6. vizit: 32. hafta • Ultrasonda;
fetusun gelişimi, iç organları ayrıntılı olarak değerlendirilir. Ayrıca
amniyon sıvısı, bebeğin duruş şekli, plasentanın yeri ve görüntüsü,
bebeğin rahim içindeki aktif hareketleri incelenir.
7. vizit: 34. hafta • 6. vizitteki işlemler tekrarlanır. Riskli durumların varlığında Doppler ultrasonografi ve NST gibi ek tetkikler istenebilir.
8. vizit: 36. hafta • Utrasonda özellikle bebeğin duruşu, amnios sıvısı, plasentanın görünümü ve bebeğin aktif hareketleri incelenir.
9. vizit: 38. hafta Bebeklerin
sağlık durumunu tespit etmek için birçok yöntem kullanıyoruz. Hiçbir
yöntemin tek başına duyarlılığının %100 olmadığını unutmamak gerekir.
Gebelik
izlemlerinde günümüzde yapılan araştırmaların çoğu, anne adaylarının ve
fetusun içinde bulunduğu ortamı sağlıklı kılmak veya bu ortamın sağlık
düzeyini tespit edebilmek içindir. Teknolojik gelişmelerin ve bilgi
çağının sunduğu olanakları tıbbın her alanında olduğu gibi riskli
gebeliklerin tespitinde ve takibinde kullanmak bir avantajdır.
Son haftalarda bebeğin iyilik durumunu gösteren standart olarak üç ayrı yöntem vardır. Bunlar:
Ultrasonografik değerlendirmeler
NST
Bebek hareketleridir.
Bunlardan
ilk ikisi hekim tarafından incelenirken bebeğin hareketleri anne adayı
tarafından değerlendirilmelidir. Bebeğin hareketlerindeki ani azalma
durumunda bu bebeğin sıkıntıya girdiğinin bir ifadesi olabilir. Bu
durumda gebe hekimini bilgilendirmelidir.
Ayrıca bebeğin
“biyofizik profil skorlaması” yapılır. Biyofizik skorlama; ultrasonda
rahim içindeki bebeğin aktif bazı hareketleri ve amniyon sıvısının
miktarı yanısıra NST bulgularının hep birlikte değerlendirilerek
skorlanmasıdır. Bebeğin sağlığını gösteren önemli bir kriterdir. Özetle,
biyofizik profil skorlaması; gebeliğin ultrason görüntülemesi ile NST
bulgularının birlikte değerlendirmeleridir. Teşhiste tek bir yöntem
yerine kombine olarak düşünülerek karar verilmelidir.
• NST (Non-Stres Test, Kardiyotokografi) NST, özellikle son yıllarda gebelik takiplerinde vazgeçilmez bir yöntem haline gelmiştir.
Kardiyotokografi
(kardiyo=kalp, toko=rahim kasılması) veya kısaca "toko" adı verilen
cihazla bebeğin kalp atışlarının seyrini, bebek hareketleriyle ve varsa
kasılmalarla olan ilişkisini temel alarak bebeğin iyilik halini
değerlendiren bir testtir. Doğum eylemi esnasında da aynı amaçlarla
kullanılır.
”Prob” olarak tabir edilen ve gebenin karnı
üzerine sabitlenen iki alıcı ucu vardır. Problardan biri rahmin
kasılmalarını (uterin kontraksiyon) diğeri ise bebeğin kalp seslerini
algılar. Algılanan kasılmalar ve kalp sesleri cihaz tarafından bir
grafik kağıt üzerine aktarılır.
Yaklaşık 20 dakika süren bu
işlem sırasında gebelerden, bebeklerin her hareketlerini
hissettiklerinde ellerine verilen küçük bir butona basmaları istenir.
Böylelikle; bebeğin kalp atım hızı ve reaktivitesi (atım hızındaki
değişkenlikleri), rahimdeki kasılmalar ve bebeğin kalbinin bu
kasılmalara verdiği cevaplar hekim tarafından değerlendirilerek bebeğin
sağlığı hakkında dolaylı bir bilgi elde edilmiş olur.
Resimde NST uygulanan bir gebeyi görmektesiniz.

Bebek hareketlerini hisseden gebe elindeki butona basar.

Kalp atımları ve rahim kasılmaları aynı anda bir grafik kağıt üzerine basılır. Üst kısım kalp seslerine, alt kısım ise rahim kasılmalarına aittir.
NST özellikle gebeliğin son aylarında bebeğin sağlığını gösterdiği
gibi doğum sırasındaki monitörizasyonda (izlemde) da son derece
önemlidir. Riski olmayan gebeliklerde, NST uygulamasına 37.
gebelik haftasından sonra haftada bir, 40. gebelik haftasından sonra
ise 3 günde bir tekrarlanması önerilir.
NST işlemi öncesi
annenin karbonhidrattan zengin diyetle karnını doyurarak tok olması
önerilir. Uygulamanın, bebeğe hiçbir olumsuz etkisi yoktur.
NST
özellikle anne adayının bebek hareketlerinde azalma olduğunu ifade
ettiği durumlarla, kasılmaların varlığından şüphelenildiği anlarda
kullanıldığında oldukça değerli bilgiler sağlar. Bu şekilde doğum
eyleminin başlayıp başlamadığı, bebeğin içeride sıkıntıda olup olmadığı
indirekt olarak anlaşılabilir.
• Renkli doppler ultrasonu
Renkli doppler ultrasonografi, son yıllarda giderek daha fazla uygulama alanı bulmaktadır.
Özellikle anne adayının risklerinin belirlenmesinde ve bebeğin sağlık durumunun değerlendirilmesinde kullanılmaktadır.
Doppler
ultrasonunda özetle bebeğe giden kan akımına bakılır. Üstteki resimde
erken bir gebelikte bebeğe giden kan akımı renki doppler ultrasonu ile
izlenmektedir.
Kan akımının bozulması (azalması veya geriye
kaçması) durumlarında bebek hayatı riske girer. Damarlardaki direnç
artışı kan akımındaki azalmayı ifade eder.
Ayrıca bebekle
plasenta arasında göbek kordonu içerisindeki umbilikal arter, umbilikal
ven ve bebeğin beyin damarlarındaki dalga şekillerindeki bozukluklar,
bebekteki dolaşım bozukluğunu saptayabildiği gibi şiddetini de
belirleyebilmektedir.
Doppler ultrasonda dolaşımsal bozukluk
tespit edildiğinde daha sonraki dönemlerde bebeğin durumunda kötüleşme
riski artmıştır. Özellikle preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya
bebeğin rahim içi gelişme azlığı (IUGR) gibi durumlarda damarlardaki
direnç artışı gidişatın olumsuz yönde olduğunu gösterir.
Gebeliğin
12-14. haftalarında yapılan “Ductus venosus doppler”i bebekte başta
kalp anomalileri olmak üzere Down sendromu gibi bir takım kromozom
bozukluklarının erken teşhisinde umut vermektedir.
• Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti Hbs, HCV, HIV, TORCH tetkikleri tekrarlanır. Doğum öncesi doğuma veya olası sezaryene hazırlık amacıyla bu testler tekrar gözden geçirilir. Sezaryen planlanıyorsa bu tetkik sonuçları anestezi açısından da önemlidir.
• Doğum konusunda bilgilendirme Günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir.
39-42. haftalar arası izlem • Ultrason (gerekirse biyofizik profil) • NST 38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra ise 3 günde bir uygulanması önerilir.
NST’si
normal(reaktif) olan 1000 gebenin 997’sinin bebeklerinde ilk üç gün
içinde hiçbir problem ortaya çıkmadığı izlenmiştir. Fetal iyilik
durumunun izlenmesinde NST oldukça önemli bir yere sahiptir.
• Vajinal muayene (tuşe) Vajinal
(pelvik) muayene “tuşe” adını alır. Amaç kalça kemiğiyle (pelvis) ve
rahim ağzının (cervix) değerlendirilmesidir. Bu şekilde pelvis girimi,
kemik çıkıntılar, pelvis çatısı ayrıntılıca değerlendirilir. Bunun
yanısıra rahim ağzına (cerviks) da bakılır.
Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir.
40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek değerlendirilmesinde yarar vardır.
42.
haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak
doğurtulmalıdır. Çünkü bu haftadan sonrası “Gün aşımı (Surmaturasyon,
posterm)” gebeliği olarak değerlendirilir ve bebeğin içeride sıkıntıya
girme riski oldukça artmıştır.
Gebeliklerin risklerine göre bu
testler yer değiştirebilir, izlemler daha sıklaştırılabilir veya daha
ayrıntılı testler istenebilir.
Bebeğin sağlığı her zaman için tek bir yöntemle değil, sayılan tüm bu testlerin bütününün sonucunda değerlendirilmelidir.
|