|
 |
 |
Okunma |
|
664 |
Ben cocukken cok salaktim.
Edip Akbayram'ın ismini Edi zannederdim. Yani o, benim icin "Edi Pakbayram"dı.
Ablama, "Nasıl olup da koca bir günü canın sıkılmadan evde oturarak geciriyorsun?" demistim. "Büyüyünce insanın canı sokakta oynamak istemez ki" cevabini vermisti. Uzunca bir sure buyuyup buyumedigimi anlamak icin kendime, "Canin sokakta oynamayıi istiyor mu?" diye sormustum.
Annem erkegin cinsel organini "pipi" kadininkini "kutu" olarak tanımlamıştıi. O zamanlar TRT'de Cenk Koray'in sunduğu "Tele Kutu" diye bir yarışma vardı. Yarışmacılar, "Hayır Cenk Bey. Ben kutumu acmak istiyorum" deyince koşarak odadan kaçardım.
Sabahları kalktığımda aklımın hala yerinde olup olmadığını anlamak için 2+2, 3+4 gibi toplama işlemleri yapardım. Sonuçlar doğru olunca da cok sevinirdim.
Dedemle parka gittigimiz bir gün TRT'ciler çekim için oradaydi. Beni oynarken çektiler. Yayın gunu bizim aile jeneriğinde gözüktuüğüm cocuk programını izlemek icin televizyon başına gecti.Kendimi ekranda gorunce, "Beni niye parkta unuttunuuuz?" diye gözyaşlarına boğulmuştum.
"Geri vites" kavramim yoktu. Soför, kolunu koltuğa atıp arkaya doğru bakınca araba otomatikman geri geri gidiyor zannederdim.
Benden buyuk kuzenlerim dondurmacilarin dondurma külahlarının sivri kısmıyla kulaklarını karıştirdığını söylemişti. İnanmıştım. Hala da külahların sivri kısımlarını yemem. Çöpe atarım.
Babaannem bir gun gelirse sevdigim dizilerin olmadığı bir gün gelsin istiyordum.
Abimle Karaoğlancılık oynardık. O Karaoğlan olurdu, beni de Bizans askeri yapardı. Sonra evire cevire döverdi. cok muhim bir sey yaptığımı sandığım için canım yansa bile hiç sesimi cıkarmazdım.
Yeşil ve siyah zeytinin ayrı ağaçlarda yetiştiğini sanırdım.
Bulmacalardaki, "Annenin erkek kardeşi" kısmına dayımın beş harfli ismini sığdırmaya çalışırdım.
Anaokulunda patates baskısı yapmayı öğrenmiştik. O kadar hoşuma gitmişti ki, evde duvarlara, masa örtülerine filan basmıştım.Ancak sanat merakım annemin yeni aldığı beyaz eteğe patatesi yapıştırmamla son bulmuştu.Hem gönlünü almak hem de el koyduğu patateslerime kavuşmak icin dahiyane bir fikirle öğretmenimin yanına gittim. "Annem" yazısını patatese oydurttum. Sevincle eve gelerek soyundum. Renkli boyalara batırdığım patatesi vücudumun her tarafına bastım. Sonra da annemin karsisina gectim. Beni o halde gorunce ağlamaya baslamıştı.
Madonna ile Maradona'yı kardes zannederdim. Kendi kendime, "Bunlarin babasi ne şanslı be. Bir cocugu futbolun kralı, biri müziğin kraliçesi" derdim
Birinden özür dilediğim zaman Allah'ın bana bir özür vereceğini sanırdım. Sakat olacağımı düşünüp hemen "dilediğim özrü " geri alırdım.
Kurban Bayramı'nda toplanan derilerden uçak yapıldığını sanırdım. Ucakların dış yüzeyinin bu derilerle kaplandiği icin Türk Hava Kurumu'nun topladığını düşünüyordum. Ucak kaçirma filmlerinde silahla ateş edildiğinde ya da bomba patladiğinda, "Ayyy! Deri delindi!" derdim.
"Gil" diye konusanlari fakir zannederdim.
Annem banyodan çıktıktan sonra babamin soylediği, "Sıhhatler olsun" lafını "Saatler olsun" diye anlardım. Bunun da, "Banyoda amma cok kaldın" gibi bir şey demek olduğunu sanıp babamin anneme kizdigini dusunurdum. Annemin buna karşın niye sadece, Sağol" dediğini merak ederdim. "Ne kibar kadın, derdim
|